11 Mayıs 2012 Cuma

İNSANLAR, İNSANCIKLAR



İnsanlar ikiye ayrılır, gamlılar ve gamsızlar. 
Sorumlular ve sorumsuzlar olarak da, eşekler ve semerleri olarak da tabi.
Ne kadar çok sorumlu olursan, yüklendiğin görevi ne kadar dert edinirsen, sırtına semer vuran o kadar çok olur. 
Ne rahattır bu insanlar, hiç bir şeyi dert edinmezler, nasıl olsa daima işleri yapacak, sorunları çözecek birileri vardır. Bunlar da ikiye ayrılır, yapılanın değerini bilip teşekkür edenler ve umurunda bile olmayıp bunu, yapanın görevi sayanlar. 
Mutlaka yaşıyorsunuzdur bu durumları; en yakınınıza, ailenize bakın. Her ailede yükü çeken bir kişi mutlaka vardır. Hadi aile kalabalık diyelim, olsun olsun iki kişi, o kadar. Evin faturaları, alışverişi vs. gibi şeylerle kazara ilgilenen bir kişi oldu mu, artık diğerleri nasılsa ilgilenen var diyerek ipe unu serip oturmayı tercih eder. 
İşçi statüsünden kendi işinin sahibi statüsüne geçişimin dördüncü yılındayım. Bu süre içinde o kadar değişik insanlar tanıdım ki, hayretten ağzımın açık kaldığı çok oldu. Bunun iki sebebi olabilir diye düşünüyorum, hayret edişimin yani. Birincisi, tam yirmi iki yıl boyunca çok düzgün bir şirkette çalışmış olmam. Prensipli, ilkeli işverenlerimin olması, verilen sözlerin zamanında yerine getirilmesi, sorumluluklardan kaçılmaması. İkincisi ise yetiştiğim ailenin çocuklarına dürüstlük, doğruluk, çalışkanlık aşılaması. 
Tam anlamıyla sudan çıkmış balığa döndüm diyebilirim bu dört yılda. Ne kadar izole ve hijyenik bir hayat yaşamışım ben. Herkesi de öyle sanma yanılgısına düşmüşüm. Kimsenin bir şeyi dert ettiği yok. Devlete borcu olanın umurunda değil, iş yaptırdığına emeğini vermemek ya da mümkün olduğunca geciktirmek marifet, çalışanından en çok almak en az vermek iş adamlığı... 
Bu mudur yani? 
Bu insanların gece yatağına yattığında nasıl uyuduğunu merak ediyordum, artık etmiyorum. Öyle mışıl mışıl uyuyorlar ki, kendilerini haklı çıkaracak sebepleri öyle güzel bulmuşlar ki. 
Bir arkadaşımın, "insan ailede değil sokakta yetişiyormuş" sözü ne kadar doğru geliyor şimdi. 
Öfkeliyim, isyanım büyük, nedenlerim niçinlerim çok fazla. 
Fakat artık bu neden niçin sorularını sormaktan da vazgeçiyorum. Hayatı kendi bildiğim gibi yaşamaya devam diyorum. Kalbim katılaşmadan, ama onların düzenine de uymadan yaşamalıyım, hakkını vererek. 


4 yorum:

  1. duygularım ancak bu kadar duygularınla örtüşebilir..üzerine ne bir kelime nede küçük bir söz söyleyebilirim..
    tamamen aynı duygular..
    yürekten öpüyorum, sevgilerimle..

    YanıtlaSil
  2. Harika bir tahlil yapmışsın, (bu arada ilk satırda yüksek sesle ben gamlı baykuşlardanım dedirttin bana:)
    sorumluluk konusunda maalesef öyle oluyor,tarif ettiğin gibi bir iş yerinde çalıştığın için bir yandan da şanslıymışsın çok Nurten'im, bak işe iyi tarafından bak, ya çok berbat kişilerle dolu bir iş yerinde çalışsaydın:)))o yüzden üzülme, o sorumsuzlar,işçisinin hakkını vermeyenleri de görürüz bir gün...sabırlar diliyorum canım..sevgilerimle..

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Nurten,
    Bu tür insanlar o kadar gönül rahatlığıyla uykuya dalıyorlar ki şaşırmamak mümkün değil. Bizlerin az birisine ufak bir vereceği olsun günlerce uykumuz kaçar. Ben bir ara özel sektörde çalıştım. Çalışma saatlerimiz oldukça yoğundu. İş maaş almaya gelince kendileri bir gecede harcadıkları işçinin maaşını binbir nazla verirlerdi. Ben çalıştığım o firmada hiçbir zaman tam maaş alamadım. Hep yarım yamalak. O yüzden onlar o kadar içleri rahat uyuyor ki şaşırmamak elde değil. Gönlüne o güzel ellerine sağlık. Çok güzel şeyler yazmışsın. Özlemişim yazılarını...

    YanıtlaSil
  4. İnsana ve yaşama dair saptamalarınıza ve gözlemlerinize katılıyorum. Yazınızı okuyanların kendi yaşam alanlarını düşünerek okumalarını tavsiye ederim. İnsan karakterini ve yaklaşımını ele alan bu kısa yazınız ne yazık ki toplumun içinde bulunduğu gerçeği tüm çıplaklığı ile bir kez daha görmemizi sağlıyor. İş hayatında karşılaştığınız bu olumsuz gelişme, mahalle aralarında, parklarda, sokaklarda, alanlarda serseri mayın(!) gibi dolaşan tüm kesimlerde aynen yaşanmakta, kabul görmektedir. İnsanın insana güveni çok ama çok gerilerde kalmıştır. Modern çağ dediğimiz bu iletişim çağında ne yazık ki gelişen araç gereçlere insan beyni, ahlâk anlayışı, yaşam tarzı, düşüncesi vs. katkı sağlamamaktadır. Vurdumduymazlık, aymazlık, çıkarcılık, rant elde etme sevdası, yandaşlık ve benzeri kavramlar toplumu insani yaklaşımdan uzaklaştırmış, uzaklaştırmakta. Yazılarımızda ısrarla bu duruma dikkat çekmenin peşindeyiz. Belki birileri okur diye mücadele ediyoruz.

    YanıtlaSil