27 Haziran 2016 Pazartesi

PAZAR SOHBETİ KÜBA


Keyifsiz bir sabaha uyanıp da günü keyifli bitirmek güzel.
Sabah boyun tutulması ve baş ağrısı ile uyandım. Ne yaptıysam geçmedi, hafifler gibi olup tekrar başladı. Arkadaşlarımla programım vardı Kadıköy'de. Uzun zamandır üçümüz bir araya gelememiştik. Çok iyi gelecekti bana emindim, ama yine de bu ağrılarla nasıl olacak diye düşüne düşüne gittim.
Geçirdiğim son haftanın sıkıntılarıydı sebep ağrılara biliyorum. Çok şükür attım sıkıntıları, ancak bende hep böyle olur; sıkıntılar içinde boğuşurken ne ağrı ne sızı, rahatlayıp gevşeyince hadi bakalım gelsin ağrılar.

Her zamanki neşeli buluşmalardan biriydi. Derdimiz tasamız bile olsa güleriz biz. Biliriz ki hepsi bitecek ve geriye dönüp baktığımızda, "Ne günlerdi be!" diyeceğiz.

Bu seferkinin farkı, arkadaşımızın Küba seyahatinden yeni dönmüş olmasıydı.
Hep hayalimdeki ülke Küba. Bir gün gitmenin nasip olmasını dilediğim.
Bir çok Küba seyahati yazısı okudum, Che Guevara'nın hayatıyla, Küba devrimi ile ilgili yazılar da dahil. Salsalar, purolar ülkesi Küba olarak kafamda hayal ettim. Yoksulluğun olduğunu biliyordum. Ancak bugün öğrendiğim kadar sefalet içinde yaşadıklarından haberim yoktu.
Muhteşem bir doğa var, dedi arkadaşım, delirirsin öyle güzel. Ormanlar, kıyılar, plajlar.
Halk ise yokluk içinde; sanki biri bir düğmeye basmış ve devrim gününde kalmışlar. Zaman hiç ilerlememiş. Tek bir çivi çakılmamış eski binalar harap bir durumda ve içindeki insanların yaşadığı sefalet. Televizyon devlet kanalı ve her şey süzgeçli, devlet ne isterse onu öğrenebiliyorsun dünyada olup bitenlerle ilgili, aslında öğrenemiyorsun.
Her şey ithal, tavuk, balık vs. Ekmek karne ile dağıtılıyormuş, patates bile yokmuş, yetiştirilmesine izin verilmiyormuş toprakları verimli olduğu halde. Tekneyle balıkçılığa izin yokmuş insanlar kaçar diye, dolayısıyla adada balık da yok yani. Sokakta gördüğün her insan bir şekilde senden para istiyormuş. Adres sordun para, bir konuda bilgi sordun para yahut direkt üzerindeki giysiyi isteyebiliyorlarmış. Afrika'daki açlar kadar bir deri bir kemik insan o kadar çoktu ki dedi.
Ama her şeye rağmen müzik baş köşedeymiş. Her evden müzik sesi geliyormuş.

Şaşkındım, elbet şimdi daha çok görmek istiyordum Küba'yı. Eve döner dönmez araştırma yaptım, hiç okumadığım Fatih Altaylı'nın Küba seyahati yazısına rastladım, Küba Gerçeğini Anlatacağım başlıklı bir yazı. Arkadaşımın anlattıklarına çok benzer şeyler okudum.
Üzerinde düşünüyorum, bir yerde bir yanlış var, Tunceli'deki Komünist partili belediye başkanı halka ücretsiz hizmet götürmekte çok başarılıyken, Küba neyi yanlış yapıyor?
Halk yoksul olabilir, ama sefalet neden? Evet, bir yerde yanlış var. İlk fırsatta önce Fidel Castro'yu detaylı araştırmalıyım. Yanlışın onda olduğunu düşünüyorum. (düşünüyoruz)

Ben bunları düşüne durayım, günüm keyifli bitti sonunda.






19 Haziran 2016 Pazar

ŞARKILARA SIĞINMAK


İnsan hayatında tekrarlanıyor bazı dönemler.
Hiç beklemediğin anda telefonuna düşen bir mesaj hayatını yeniden değiştirebiliyor.
İlk yaşadığın duygu şok! Sonra kızgınlık, kırgınlık. Hadi bakalım sil baştan.
Gerçi artık şerbetlisindir, öncekiler gibi yanmaz için. Bu sil baştan başka türlü bir sil baştandır; öyle olacaktır bilirsin.
Ama yine de...