14 Mart 2017 Salı

ÜSKÜDAR'IN KOKULARI


Bir semte girişte insanı ilk önce hangi koku karşılar?
Bir yazı okudum dün Bavul dergisinde. 'Semtlerin Koku Haritası' başlığını taşıyordu ve Bağcılar'ın kokularını anlatıyordu. Sonuna kadar keyifle okudum. Bitirince kendi semtimin, Üsküdar'ın kokularını yazmaya karar verdim.



Bunu şimdiye kadar hiç düşünmemiştim; acaba benim Üsküdar'ımın özel bir kokusu var mıydı? Üsküdar benim için neydi? Konuyu başka yere kaydırmadan gerçek kokulara geçeceğim, ama Üsküdar'ın benim için ne olduğunu kısaca anlatmalıyım.
Doğduğum semt, büyüyüp hâlâ yaşadığım semt Üsküdar. Çocukluğumda pamuk şeker, macun, kağıt helva kokusuydu. Biraz daha büyüdüğümde ahşap kokusuydu; yaşadığımız ahşap evlerin yeni silinmiş ahşap döşeme kokusu. Orta okul lise yıllarımda kitap kokusuydu. Üsküdar'ın tek kitapçısı Gençler Kitabevi'nde kitap seçerken sayfalarını karıştırıp burnuma çektiğim muazzam koku. Üniversite için verdiğim kısa aradan sonra semtime dönüşte, bambaşka bir dünyaya adım atışla birlikte deniz kokusu karşıladı beni. İşyerime giderken her gün üstünde yolculuk yaptığım deniz. Henüz jilet yapılmamış eski vapurların kokusu. Kış günleri vapurun büfesinden alıp keyifle içtiğim salebin kokusu, açsam yediğim çay ve kaşarlı tostun kokusu.
Sonrası?
Sonrası çok önemli değil. Her şey gibi kokular da değişti, beton sindi, para sindi tüm kokulara. Hiçbir kokunun eski tadı yok artık.

İlk cümleme dönüp yazımın asıl konusuna geçeyim.
Üsküdar'ın girişi neresidir ve ilk hangi koku ile karşılaşırız?
Bence Üsküdar'ın girişi iskele meydanıdır. Sizi önce çingene kadınların sattığı çiçeklerin mis kokusu karşılar, duyarım. O kadınlar bana çocukluğumun Selamsız semtinin kokusunu da duyurur.
Biraz ilerleyin, sıra sıra büfelerden döner kokusuna karışan, tost makinesinin yanık yağ kokusu burnunuzu doldurur. Hijyen sorununu pek de takmaz kimse, Üsküdarlı olup da bu büfelerden yemeyen var mıdır bilmem.
Eskiden balık da satıldığından iskele meydanında, balık kokusu duyulurdu yoğun şekilde. Şimdi sadece tarihi çarşıda var balık. Üstelik eskiden de bulunan taze balığın yanında pişmiş balık kokusu duyuluyor çarşı boyunca. Sıra sıra küçük balık lokantaları açıldı yakın zamanda. Çok hoşuma gidiyor bu koku.
Çarşı sadece balıktan ibaret değil; adı belki balık çarşısı, ama manav tezgahlarındaki rengarenk sebze meyveler önce gözümüze bir şölen sunuyor, sonra o tadına doyulmaz kokularını salıyor ve insana, 'Balığımı, salatalığımı alıp bir an önce eve gidip kendime ziyafet çekeyim.' dedirtiyor.

Bir de mevsimsel kokularımız var. Haziran geldi mi Hakimiyeti Milliye Caddesi'ndeki ıhlamur ağaçları çiçek açar. Ah! ne muhteşem bir kokudur o.
Ya Doğancılar parkındaki manolya ağaçlarının çiçek açtığındaki kokusu? Mayıstan ağustosa hem görsel hem duyusal bir şölendir.

Benim Üsküdar'ım bana böyle kokuyor.
Siz hiç düşündünüz mü? Size nasıl kokuyor?

NOT:
Baştaki fotoğraftaki çiçekçi kadın Kezban. Ne çok çiçek almışlığım vardır ondan. Yıllarla birlikte yaşlandı o da.
Balık Pazarı'nın eski halini hatırlayanınız var mı? (Ortadaki fotoğraf)

1 yorum:

  1. üsküdar'ın eski hallerinde bulundum kısa kısa ama çok fazla hatırlayamıyorum en çok hatırladığım şemsipaşa sokakları ve sahilde bisiklet kiralanıp yapılan turlar ve eski kapıları şimdiye göre ters açılan dolmuşlar..

    YanıtlaSil