14 Ağustos 2017 Pazartesi

DİLBER TEYZE


Bu pazar gününde eski şarkılar, başımda kavak yellerinin estiği günler, aşkı hatırlayışlar...
Bir eski fotoğraf, eski pazarlar, Dilber teyzem.



Bir pazar klasiğiydi O!
Daha uykudan uyanmamışken kapı zili çalınır ve fırından yeni çıkmış bir somun ekmeği elinde sallayarak bize hınzırca bakardı Dilber teyzem.
Hiç şaşırmazdık, hatta bekler olmuştuk onu. Önceden yapılmış programım bozulduğu için üzülürdüm ve kızardım bazen, ama özlüyorum onu çok. Keşke şimdi kalkıp gelse de, yalnız pazar kahvaltılarıma eşlik etse. Ne çok şey konuşurdum onunla, soramadığım ne çok şeyi sorardım.
Bulgaristan'dan İstanbul'a göçte ailenin dağılması, erkek kardeşinin Manisa'da, kendisinin İstanbul'da bir köşke evlatlık verilmesi, o köşkte başına gelenler, evlendirilmesi, iki erkek çocuk ve dulluk yılları, ikinci koca ve aldatılmayla sonuçlanan boşanma, yıllar boyunca kardeşini arama çabaları ve sonunda hüzünlü buluşmaları.
Ailenin mektupçubaşısı olaraktan az mektup yazmamıştım Bayram amcaya. Hızlı hızlı konuşan Dilber teyzemin mektuplarını yazmak hiç de kolay olmuyordu, ama seviyordum. Sonra Bayram amcadan gelen mektupları okumak da ayrı bir heyecandı. Birlikte yaşanmamış yıllarını anlatıyorlardı birbirlerine. Ah ne hikâyelerdi onlar. Hafızamda kalmamış ki, kopuk kopuk hepsi.
Bildim bileli yaşlı bir kadındı benim için. Yüzü bile hiç değişmemiş gibi gelirdi, ama şimdiki bakışımla aslında genç bile öldüğünü düşünüyorum. Seksenine girmiş miydi ki?

Uzun boylu, kilosuz, her daim dinçti. Bej rengi pardösüsü ve yarım bağlı başörtüsüyle fıldır fıldır dolaşırdı İstanbul sokaklarında. Yorgunum dediğine hiç rastlamadım. Evlatlık günlerinden kalan durmaksızın çalışmak, hep hareket halinde olmak olmazsa olmazıydı.

Teyzemin kayınvalidesiydi.
Haliyle, hatırlamaya başladığımdan itibaren hayatımdaydı.
Annemle birbirlerini pek sevdiklerinden ve hep çok yakın evlerde oturduğumuzdan çok sık görüşürdük. O, teyzemle anlaşamaz, annem babaannemle anlaşamaz; birbirlerini bulduklarında dertleşir de dertleşirlerdi. Annem hastanedeyken bir ara, gelip bizde kalmış, babam dahil hepimizin bakımıyla ilgilenmişti. Babannemin evde oturan boğalığına alışmış annem nasıl da mutlu olmuştu. Çalışan teyzemin de en büyük yardımcısıydı; yerinde duramazdı ki, yemek yapar, çamaşır yıkar, evi temizler, çocuklara bakardı.
Canlı bir tarihti. Ah keşke şimdiki halimin yanında olsa da, o anlatsa ben dinlesem. Aklımın erdiği döneme denk gelen son yıllarında epey bir şeyler anlattırmıştım, ama ah kafam! Yazmadım ki.

O pazar günlerinde, biz kapıyı açınca yüzümüze doğru hınzırca salladığı taze ekmeğin kokusunu çok özledim. Birlikte hazırlayıp neşeyle oturduğumuz kahvaltı sofralarını çok özledim.
Ah, bu şarkıların gözü kör olsun, bu pazar daha ne çok şeyi özledim.

Özlemek güzeldir, "Özledim seni" dersin, çağırırsın gideni. Gelme ihtimali vardır, bir ümit.
Yaşıyorsa...









2 yorum:

  1. Dilber teyzene Allah rahmet eylesin Nurten'ciğim, mekanı cennet olsun, kadıncağızın o köşkteki evlatlık günleri, yaşadıkları çok sayfalı bir roman olurmuş keşke yazsaydın hakikaten. Alah sabır versin.....:(

    YanıtlaSil
  2. Oldukça pişmanım Müjde'cim. Gerçekten roman olurdu. Sevgilerimle canım.

    YanıtlaSil