17 NİSAN
Bu ülkenin
tarihinde benim için önemli üç tane 17 Nisan var.
-17 Nisan
1890, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) doğdu.
- 17 Nisan
1940, Köy Enstitüleri kuruldu.
- 17 Nisan
1993, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal öldü.
Hepsi de
ülkemizin tarihinde çok etkili olmuştur.
* TURGUT
ÖZAL'ı anlatmama gerek yok, çok yakın bir tarih ve bir çoğunuz biliyorsunuzdur.
20 yıl önce bugün geçirdiği bir kalp krizi sonucu öldü. Olumlu olumsuz bir çok
işe imza attı, bir çok ilki getirdi ülkeye. Ben ona oy verenlerdenim. Sonradan
pişman da oldum buna, ama bugünkü iktidarı görüp yaşadıktan sonra neredeyse
zemzem suyuyla yıkanmış gibi geliyor bana Turgut Özal.
* KÖY
ENSTİTÜLERİ, Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı sırasında ilkokul
öğretmeni yetiştirmek üzere açılan okullardır. Tamamen Türkiye'ye özgü bir
proje olan bu okullar, köylerden seçilen zeki ilkokul mezunu çocukları
yetiştirerek tekrar köylerine dönüp öğretmenlik yapması amacıyla kuruldular. O
dönemde okur yazarlık oranı % 5 bile değildi ve halkın % 80'i köylerde
yaşıyordu. Geleneksel öğretmen okullarından yetişenler için köylere gidip
öğretmenlik yapmak istenmeyen bir işti. Gönüllü ve özverili öğretmen
sayısı çok azdı.
Yirmi bir
bölgede açılan Köy enstitülerinde kitaba deftere dayalı öğretim yerine iş
içinde eğitim ilkesi uygulanıyordu. Her enstitünün kendine ait tarlaları,
bağları, arı kovanları, besi hayvanları, atölyeleri vardı. Derslerin % 50'lik
kısmı temel örgün eğitim, geri kalanı ise uygulamalı eğitimdi.
1940-1946
arasında köy enstitülerinde 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş
ve üretim yapılmıştı. Aynı dönemde 750.000 yeni fidan dikilmişti. Oluşturulan
bağların miktarı ise 1.200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210
öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12
elektrik santralı, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km. yol
yapılmıştı. Sulama kanalları oluşturularak enstitü öğrencilerinin uygulamalı
eğitim gördüğü çiftliklere sulama suyu öğrenciler tarafından getirilmişti.
Hasan Ali
Yücel Milli Eğitim Bakanlığı döneminde dünya klasiklerini Türkçe'ye tercüme
ettirmişti. Köy enstitüleri öğrencileri her sene 25 tane klasik romanı okumakla
yükümlüydü. Bu sayede zeki köy çocuklarından engin entelektüel birikimleri olan
aydınlar oluşuyordu. Bu aydın köy öğretmenleri en az bir tane müzik aletini
çalmasını da öğreniyordu. Aşık Veysel köy enstitülerinde müzik derslerinde
öğrencilere bağlama çalmasını gösteriyordu.
Sabahın
erken saatlerinde uyanan öğrenciler kızlı ve erkekli zeybek ve halk oyunları
oynayarak sabah sporlarını da yapmış oluyorlardı. Daha sonra kahvaltı ardından
zorunlu okuma saati vardı. Kahvaltıyı kendilerinden önce kalkıp fırında ekmek
pişiren öğrenci arkadaşları hazırlıyordu.
Bu
bakımlardan köy enstitüleri uygulamalı eğitim yaparak öğrenim konusunda dünyada
benzeri görülmemiş bir örnek oluşturmuş ve birçok akademik inceleme ve
araştırmaya örnek olmuştur.
Kapatıldığı
1954 yılına kadar Köy enstitülerinde 1.308 kadın ve 15.943 erkek toplam 17.251
köy öğretmeni yetişmişti.
2. Dünya
Savaşı'nın sonlarına doğru 1945 yılında Sovyetler Birliği lideri Stalin'in
Türkiye'den Kars, Artvin ve Ardahan'ı ve Boğazlarda askeri üs istemesi üzerine,
Milli Şef de ABD'den askeri destek istemişti. Bu desteği vermeye hazır olduğunu
belirten ABD, Truman Doktrini ile yardıma başlamıştı ama karşılığında
Türkiye'de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve
Milli Şeflik, "5 yıllık kalkınma planları" ve "Köy Enstitüleri"leri
gibi Sovyet sistemine benzer uygulamaların kaldırılmasını talep etti.
1946 yılında
hükümetin yaklaşan seçimleri yitirme kaygısıyla CHP içinden muhalif
milletvekillerinin başını çektiği örgütlü muhalefetin kampanyasıyla,
müfredatında ve yapılanmasında kuruluş amaçlarından uzaklaşan değişiklikler
yapıldı. İlerleyen yıllarda da, daha önceleri sıkı sıkıya bağlı olduğu "iş
için iş içinde eğitim" ilkesinden uzaklaştırıldı. Önceleri yaratıcılığın
ön plana çıktığı eğitim anlayışının yerine giderek geleneksel, ezberci eğitimin
yerleştiği öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954'te kapatıldılar

Köy
enstitüleri üzerine bir çok kitap okudum, ama beni en etkileyeni Sabahattin
Eyüboğlu'nun Mavi ve Kara adlı deneme kitabıdır. Bu güzel adamın anlatımıyla
sanki gözünüzün önünde canlanıyor tüm serüven.
* HALİKARNAS
BALIKÇISI...
Benim en
sevdiğim ailenin en önemli bireyi.
2.Abdülhamit
döneminin devlet adamlarından Şakir Paşa'nın en büyük çocuğudur. Bodrum'u ülke
turizmine kazandıran, oradaki uygarlıkları ortaya çıkartan, Mavi Yolculuğun
babası (gerçek Mavi Yolculuk!), ressam, yazar, gerçek bir aydındır.
Bu ailenin
hemen tüm bireyleri sanata yeteneklidir. Uluslararası bir ressam Fahrünnisa
Zeid, Türkiye'nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya, gravür sanatçısı
Aliye Berger, yine uluslararası ressam Nejad Devrim ve Tiyatro sanatçısı Şirin
Devrim bu aileden çıkmıştır.
Halikarnas
Balıkçısı'nı ben ilk, orta okul 2.sınıfta tanıdım. Yani şimdiki sisteme
göre 7.sınıfta. Türkçe öğretmenimiz, çok sevdiğim Nurhan Karal her hafta bir
kitabın başından bir bölüm okurdu, gerisini ise "Merak eden alıp
okusun" deyip bırakırdı. Bir hafta da, Balıkçı'nın AGANTA BURİNA BURİNATA
romanının başını okumuştu. Öyle akıcı, öyle merak uyandırıcıydı ki
ertesi hafta başında aldığım harçlığımı bu kitaba yatırdım ve bir çırpıda
okuyup bitirdim. Deniz insanlarını bir çocuğun gözünden anlatıyordu. Sünger
avcılarının zorlu hayat mücadelesini, vurgun yemiş sünger avcısının ailesinin
yaşadığı dramı gözler önüne seriyordu.
Bir daha da
peşini bırakmadım Balıkçı'nın, birçok kitabını, mektuplaşmalarını, hakkında
yazılanları, döneminin diğer aydınlarının hikâyelerini hep okudum, hâlâ
okuyorum.
Hâlâ
okuyorum, çünkü yok artık böyle insanlar. Televole kültüründen, internet msn
dilinden hiç bir şey anlamıyorum ben. Sanat, edebiyat, aydın olmak o kadar
ucuzladı, ayağa düştü ki tahammül edemiyorum.
İki 17 Nisan benim için de önemli. Geçmişte bu ülkenin eğitimcisini yetiştirmek için güç sarf edenler: Ve edebiyat alanında başarılı eserler vermiş olanlar. Yazı için teşekkürler. Saygılar.
YanıtlaSil