YILDIZ PARKINDA SARARMIŞ YAPRAK ARADIK

 

Koca bir ilkbahar ve yaz mevsimi geçti de bula bula kasım ayını bulduk Yıldız Parkına gitmek için. Gerçi pandemi dönemiydi ki hâlâ öyle, ama biz buna rağmen birçok yere gidebildik. Çok soran oluyor, "Korkmuyor musunuz?" diye; elbette korkuyoruz, tedbiri elden bırakmadan, maske ve mesafeye dikkat ederek, sürekli dezenfektan kullanarak gezmeye çalışıyoruz. (Bir tek fotoğraf çekerken maskeyi çıkartıyorum) Şöyle de bir şey var, gittiğimiz her yer tenha, yola çıktığımız ve döndüğümüz saatler rutin kalabalığın dışında. 

Kasım, aslında tam da Yıldız Parkı gibi yerlerde dolaşmak için muhteşem bir ay. Ağaçların yapraklarını döktüğü bu ayda yere düşen kuru yaprak hışırtıları arasında yürümenin beni ne kadar mutlu ettiğini bilmeyen kalmamıştır sanırım. 

Sabah erkenden yollara düştük gene Sibel'le. Üsküdar'dan motora binip Beşiktaş'a vardık. Hava serin ve hafif yağmurlu. Yürüyoruz Çırağan Caddesi boyunca. Çırağan ismini ne çok severim hele yol boyunca sağlı sollu sıralanan ağaçları ve caddenin kara tarafında, ta Dolmabahçe'den devam eden Atatürk'ün duvardaki  fotoğraflarını. 

Şimdi otel olarak kullanılan Çırağan Sarayını geçip Yıldız Parkının girişine geldik. Birden aklıma geldi, geçenlerde buradaki Yahya Efendi Türbesi olduğundan bahsetmiş, bir gün gideriz demiştim Sibel'e. İşte o gün bugündü. Parkın girişinin bir sonraki sokağındaydı türbe. Önce orayı ziyaret edelim dedik. Biraz dik bir yokuşu var, ama yolun iki tarafını kaplayan yüksek duvarlar ve ağaçlar o kadar güzel bir görüntü sunuyor ki kafamız yukarıda bakına bakına nasıl çıktığımızı anlamadık.

Üsküdar'da Aziz Mahmut Hüdayi, Beykoz'da Yuşa Hazretleri ve Sarıyer'de Telli Baba ile birlikte İstanbul Boğazını koruyan dört manevi kişiden birisi olduğuna inanılan Yahya Efendi Türbesi, Yıldız Sarayının bitişiğindeki yüksek tepeden İstanbul'u izliyor adeta. 1571 yılında dostu Kanuni Sultan Süleyman'ın Mimar Sinan'a yaptırdığı türbesinde kendisi, iki oğlu, annesi ve eşi ile Kanuni'nin kızı Raziye Sultan, II.Abdülhamid'in kızı Hatice Sultan ve oğlu şehzade Bedrettin yatıyor. Türbenin bahçesinde ise dönemin pek çok ünlü kişisinin mezarları var. İçinde aynı zamanda cami olarak da kullanılan bir bölüm var.




Mekânı Ahmet Hamdi Tanpınar şöyle anlatmış: "İlâhi mağfiret Yahya Efendi Dergahında adeta güzel bir insan yüzü takınır. Ölüm burada, hemen iki üç basamak merdiven ve bir iki setle çıkılıveren bu bahçede hayatla o kadar kardeştir ki, bir nevi erme yolu yahut aşk bahçesi sanılabilir."

Türbenin manevi havası insanı etkiliyor gerçekten. 

O manevi hava ile indik yokuşu ve Yıldız Parkına geldik. Bu kez parkın yokuşlarını tırmanıyoruz. Yukarıdaki Çadır veya Malta Köşklerinden birine girip dinlenmeyi düşünüyoruz. Bu arada yol boyu birçok hayvan ile aşk yaşıyoruz. Bizimle yol alan sevimli iki köpeğin birden fırlamasından, yukarıdaki bir ağaca telaşla tırmanan sincapları görüp onları seyre dalıyoruz. O kadar çoklar ki, ağaçlarda daldan dala koşturuyorlar. Papağanlar, martılar, tabi ki kargalar ve diğer birçok kuş da mesken tuttukları dallarda sanki şarkı söylüyorlar. Her yerde zaten kedi ve köpek bolca. Ne kadar mutlular burada ve ne kadar şanslı. 

Serin hava iyi geldi. Mis gibi, tertemiz havayı çektik bolca ciğerlerimize. Tam artık tepeye, köşklerin bulunduğu yere yaklaşınca fark ettik ki sararan dökülen yaprak falan yok. Yemyeşil her yer. Kaldırımlardaki ufak Arnavut taşlarının arası bile yeni bitmiş yeşillikle dolu. Yeşilin tonu tam ilkbahar başlangıcında olduğu gibi. Hiç mi yok dökülmüş sararmış yaprak? Tabi var, ama yok denecek kadar az. Kasım ayındayız yahu, olur mu hiç? Anlamadık biz bu işi. 

Olsun, kasım yapraklarını artık ya başka bir yerde hissedeceğiz ayaklarımızın altında ya da buraya tekrar yolumuz düşecek. 

Biz yeşilliğin tadını çıkarttık bugün. 

  























Yorumlar

Popüler Yayınlar