MÜZİK VE TİYATRO MOLASI



Şehir tiyatrolarında inanılmaz güzel bir oyuna gittim geçtiğimiz Perşembe akşamı. Geçen yıl oyuncu rahatsızlığından iptal olup gidemediğimiz GÖKKUBBE oyununu bu kez erkek kardeşim ve eşi ile birlikte Müzegazhane Sevda Şener Sahnesinde seyrettik. Önceden oyun ile ilgili hiçbir bilgiye sahip değildim, ne tanıtımını ne de yorumları okudum. Böyle çok daha güzel oldu, sevdim bu türlüsünü. Daha heyecanlı oluyor. 

Oyun 2 perde ve 2 saat 15 dakika, yani oldukça uzun fakat hiç sıkılmadan akıp gidiyor. Üstelik dram, neşeli bir şey bekleyenler için değil yani. Genellikle komedi seven erkek kardeşim bile çok beğendi ama. 

Oyunun konusu şöyle yazıyor broşüründe: Bölgenin güçlü ailesi Wax'lerin çocuğunun ölümünden sorumlu tutulan Sally eğer hamileyse asılmaktan kurtulacaktır. Sally'nin gebe olup olmadığına karar vermekle görevlendirilenler ise kadınlardan kurulmuş bir jüridir. Ancak bu on iki kadın için katili linç etmek isteyen kalabalığın, kendi telaşlarının, geçmişlerinin, bağlarının gölgesinde adil bir karar vermeleri hiç de kolay olmayacaktır.

Suçlu Sally ile birlikte sahnede on üç kadın ve sadece iki erkek vardı; biri neredeyse hiç konuşmadı, diğerinin ise son sahnelerde kısa bir rolü vardı. Sally'i oynayan Serap Öztürk'e hayran kaldım. 

Ve şunu anladım, bu oyunda bir oyuncu rahatsızlansa onun rolünü oynayacak pek kimse bulunamaz. Bunu niye anlattım? Çünkü özellikle geçen yıl çok fazla oyunda oyuncu rahatsızlığından iptaller yaşandı. Kızıyordum ben bu duruma, sonrasında askıya alınan biletleri tekrar kullanmak ayrı dert, iptal olan oyuna tekrar bilet bulmak zor çünkü. 

Bir gün önceki bahar havası o gün yerini soğuğa bırakmıştı ve epey üşüdüm, buna rağmen gittiğimize değdiği için mutluydum. 

Cuma akşamı da AKM'de İDSO'nun (İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası) konserindeydim. Bu kez ofis ortağım, dostum Cengiz bey ve eşi ile gittik. 

Orkestranın derneğinin Mali Müşaviri olduğum için müzisyenlerin çoğu ile diyaloğum var. Bazıları ile bu ilişki dostluğa varıyor. Arada sırada, yani işlerden fırsat buldukça gitmeye çalışıyorum. Bu hafta dernek başkanı Yılmaz beyin çello solosu vardı, "Gelmenizi isterim." deyince fırsat bulmayı beklemedim, fırsatı yarattım. Gerçekten şef Antonio Pirolli yönetiminde nefis bir Üç Çello İçin Konçerto dinledik. Besteci, K. Penderecki'nin Türkiye'de ilk kez çalınan eseriymiş, bir prömiyere gitmişiz yani. 

Arada, kulise girip ulaştım ve tebrik ettim Yılmaz beyi. Derneğin başkan yardımcısı Aycan hanım ile de kısa bir sohbet yaptık. Çıkışta da Cengiz bey Yılmaz beyi görünce yanına gidip tebrik etti. Cengiz bey de benimle birlikte derneğin toplantılarına çok gelmiştir, tanışırlar o nedenle. 

Bana klasik müziği sevdiren eski işverenlerimdir. O zamanlar abonman bileti uygulaması vardı ve onlar seyahatte iken bana verirlerdi biletlerini, ben de Sibel'i alır giderdim keyifle. Cuma akşamı o yıllara gittim yeniden, derinden hissettiğim bir özlem vardı içimde. 

Müthiş yoğun bir hafta geçirdim iş anlamında, nefes alacak zamanım yoktu neredeyse ama öyle iyi geldi ki bu iki etkinlik. Gerçekten fırsatı beklemeden fırsatı yaratmak çok güzel oluyor.

Yorumlar

Popüler Yayınlar