KEMAL
Yaş ilerledikçe eskisinden daha çok kayıp haberleri ulaşıyor.
Dostların, arkadaşların, aile bireylerin de seninle birlikte yaşlanıyor. Bundan sonra hazır sanıyorsun kendini kayıp haberlerine. Yok, hiçbir zaman hazır olmuyor insan. Üstelik kaybın henüz genç sayılacak yaştaysa. Üstelik uzun yıllardır görüşmüyorsan da.
Hayat bazen sağ gösterip sol vuruyor. Yakınlarında hastalar var ve sen "Allah saklasın da, bir gün..." diye düşünürken sapasağlam olan pat, bir kalp krizi ile ayrılıyor dünyadan.
Her kayıpta olduğu gibi dünya boş, bomboş oluyor yine. Her şey anlamsız geliyor, en çok da hırslar. Kaygı ve endişeler...
Kemal, amcamın dört oğlundan ikincisiydi. Amcamın ilk oğlu Mustafa da on beş yıl önce bir mart günü gitmişti. Gencecik...
Zaten amcam ve ailesi bu zamana kadar sülalenin en kısa yaşayan bireyleri oldular. Allah kalanlara sağlık versin.
Diyeceğim şu ki; öyle anlamsız şeyleri dert ediyoruz ki ölümün her daim yanı başımızda olduğunu unutuyoruz. Dünyada tek amacımızın kendimizi mutlu etmek olması gerektiğini unutuyoruz. Mutluluk her şeydir, huzur her şeydir. İç huzurumuzu yakalayabilsek bütün o endişe, kaygı ve hırslar ne kadar anlamsız gelecek oysa. Benimki, terzi kendi söküğünü dikemez misali olsa da bazen, yaşadığım her tecrübeden bir şeyler katarak devam ediyorum hayatıma. Tam yok edemesem de endişe ve kaygı meselesini, o kadar çok yol katettim ki, böylesi inanın çok güzel.
Esen kalın.



Yorumlar
Yorum Gönder