BİR BAŞKA İNSANDI ATA BEY
Bugün Şakirin Camii'nin kapısından girerken kaç kez çıktığımı düşündüm avlu merdivenlerini bu yıl. Daha haftası olmamıştı İzer beyi buradan ebediyete yollamamızın. Keza amca oğlum Kemal'i de Mart başında buradan uğurlamadık mı? Oktay bey de hastanedeymiş, entübe olduğunu duydum.
Sabahtan beri aldığım haberin etkisinde doğru dürüst iş yapamadım ofiste ve erkenden çıktım camiye. Çok erken geldiğimi fark edince girişten hemen sağa sapıp mezarlığı dolaşmaya karar verdim. Sağda solda mezar taşlarını okuya okuya giderken sürpriz isimlere de denk geldim. Hulusi Kentmen'i biliyordum zaten ilk onunla karşılaştım. Biraz aşağısında Gazanfer Özcan, biraz daha aşağıda Halit Akçatepe ve ailesi. Eski Üsküdarlı birçok ismin mezarlarından sonra bir baktım en alta Çankırılılar Kapısına kadar inmişim. Geri döndüm ve asıl sürprizle karşılaştım, inerken görmediğim Akça ailesi. Yanlarında yirmi iki yıl çalıştığım eski patronlarımın anneanne ve dedeleri, dayıları ve dayı çocukları. Anneleri Zehra hanım teyzeyi aradı gözüm ama bulamadım. Oysa cenazesine gelmiştim fakat Karacaahmet o kadar karışık bir mezarlık ki halamın mezarını bile aramadan bulamıyoruz ne zaman gitsek. En son camiye aşağıdan girişte Edip Akbayram'ı da selâmlayıp cenaze namazının kılınacağı alana geçtim. Gelmişti Ata bey; kızı Zeynep başına kapanmış ayrılmıyordu. Başını ara sıra kaldırdığında ise ağlamaktan şişmiş gözleriyle boş boş bakıyordu etrafına.
Ah Ata bey! Tuhaf olacak ama annemden sonra beni en şaşırtan sizin ölümünüz oldu. Çünkü inanamadım, siz hiç ölmeyecek gibiydiniz gözümde.
Benim kibar, zarif, biraz da naif, nevi şahsına münhasır beyefendi komşumdunuz. Hep anlatacak bir hikâyeniz olurdu ve ben de hayran hayran dinlerdim. Otuz üç yılımı doldurduğum bu mahallede neredeyse hemen her günüm sizi görmekle geçti. Birkaç gün görmesem sorardım kafenin önündeki arkadaşlarınıza.
Otuz üç yıl olmuş tanışalı ama on dört yıl önce başladı dostluğumuz Obak Market'in bodrum katındaki daracık ve havasız muhasebe odasında. Sonunda içeriye bir muhasebe personeli alındı diye çok sevinmiştim fakat sizi görünce daha çok sevindim. Aynı zamanda da şaşırdım. Bir devlet kurumunun saymanlığından emekli olmuş, Osman bey rica edince de kıramayıp gelmiştiniz. Ne günler geçirdik o penceresiz odada. Küçük bir masanız, masanın üzerinde yığınla evrak ve bir de küçücük bir radyonuz vardı. Çalışırken çayınız, elinizde ille sigaranız ve müziğiniz... Bazen alaturka bazen eski 45'lik şarkıların olduğu kanalları dinlerdiniz. İşe ara verdiğimizde hep eskileri konuşurduk, siz anlatmayı ben de dinlemeyi sevdiğimden harika geçerdi akşamüstlerimiz.
Ya Hüner Kafe yıllarımız? Ya Hayri Kafe yıllarımız?
İki katlı müstakil evinizin altındaki kafenin bahçesinin dili olsa da konuşsa. Eylül 2013'de şöyle yazmışım blog sayfama:
"Sevgi hanım Hüner Ev Yemeklerinin sahibi.





Yorumlar
Yorum Gönder