27 Mayıs 2012 Pazar

ORHAN BORAN'I KAYBETTİK...

Televizyonun olmadığı radyo yıllarında Türkiye onu, mükemmel Türkçesi, kibar esprileri, nezaketi ve beyefendiliği ile tanımıştı.
Ne mutlu ki bana onu radyoda dinlemek olanağına kavuşan şanslı insanlardan biriyim. Henüz okula başlamadığım günlerden hatırlıyorum, o küçücük yaşımda radyonun başına geçip onun sesini duymaktan aldığım keyfi. Hele Yuki; sevgili Yuki ile konuşmalarını heyecanla bekler ve neşeyle dinlerdim. Hayali bir kahramandı Yuki, Orhan Boran'la komik, heyecanlı, gerçek dışı olaylardan, gündelik sorunlardan bahsederler, kimi zaman da ahlaki değerleri gündeme getirirlerdi. Zaman zaman Yuki, şakanın ölçüsünü kaçırır, Orhan Boran'dan güya bir tokat yer, "Viiik!" diye kısa bir çığlık atardı. Bir de Kayınbirader tiplemesi vardı, yaşımın getirdiği algı eksikliğinden olsa gerek, ondan Yuki kadar keyif almaz ama dinlerdim yine de.
Bugün Can Ataklı'nın gazete yazısında okuduğum bir detay beni çok güldürdü. 'Kendisiyle de dalga geçmesini bilirdi Orhan Boran' deyip devam etmiş:
"Şöyle anlatmıştı Orhan Boran. “Bizim kayınbirader telefon etti, ‘acele gel’ dedi. Birine bir şey oldu zannedip sokağa fırladım, az ötede bir taksi parketmişti, hemen kapısını açtım. Şoför umursamaz bir tavırla ‘çalışmıyorum’ dedi. Nedenini sordum ‘Abi şimdi Orhan Boran’la Yuki başlayacak, oturup onu rahat rahat dinleyeceğim’ demez mi. Çok keyiflendim, ama şeytan dürttü, ‘Ama ben sana iki kat para vereceğim’ dedim. Şoför motoru çalıştırdı ve ‘Kim takar Orhan Boran’ı, atla abi’ dedi.”
2002 yılında yakalanmış kolon kanserine, demiş ki: "Hayatımın son yıllarını saçlarım dökülmüş olarak geçirmek istemiyorum. Öleceksem insan gibi bu halimle öleyim. Şu dünyayı sefil halde terk etmek istemiyorum. Hayranlarım beni hep bu halimle hatırlayacak, saçları dökülmüş olarak değil!" Böylece kemoterapi tedavisini reddetmiş. Sizi bilmem ama ben de böyle düşünüyorum. Kanser denen illeti Allah herkesten uzak tutsun, tutsun da, geldiğinde nasıl olsa götürüyor insanı. Kemoterapiydi, dünya para tutan ilaçlarıydı derken bu sektöre servet dökmek istemiyorum. İnsanlıktan çıkmış bir halde hayata veda etmek de istemiyorum.
Ölümünün ardından yayınlanan görüntülere baktınız mı? Geleneklere uygun olarak Suadiye'deki evinin kapısına konan terliğini gördünüz mü? Kapı zilinin çerçevesindeki kırığı fark ettiniz mi? Ne kadar mütevazı bir apartmanda oturduğunu görünce elinizde olmadan şimdiki sanatçı geçinenlerin saray yavrusu evleriyle kıyasladınız mı?
Gerçek bir sanatçı daha göçtü bu dünyadan. Kolay gelmiyor böyleleri, nur içinde yatsın...

6 yorum:

  1. Amin, Nurtenciğim.. Allah rahmet etsin, mekanı cennet olsun.. Ben akşam erovizyon izlerken arada Bülent özveren söyledi,Üzüldüm.ben radyoda dinlemedim ama Tv proğramlarını zevkle izlerdim.İnsanın içini acıtan gerçekten emek vererek, mücadele ederek sanatını icra edenlerin sonları gayet mütevazi, yada yokluk, sefalet ve perişan bir halde veda ediyor olmaları..Ne diyelim, Allah ebedi yurtlarını güzel eylesin..Sevgilerimle canım, öpüyorum seni. İyi pazarlar.

    YanıtlaSil
  2. Nur içinde yatsın ne mutlu, bu mübarek günlerde canımı almayı nasip eylesin Mevlam...
    sevgilerimle güzel bir pazar dilerim canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Siyakuğu sağol canım. Pazarım geçti, iyi haftalar olsun hepimize:)

      Sil
  3. Amin Hanife'ciğim. İyi haftalar olsun, sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  4. Kültür yaşamımızda bir değer daha kayboldu. Allah rahmet eylesin.

    YanıtlaSil
  5. Ben de çocukken radyoda onu dinleme şansına erişenlerdenim, mekanı cennet olsun, ne kibar, tam İstanbul beyefendisiydi...bir dönem bitti sanki..kapandı onunla birlikte...:(((
    sevgiler Nurten'im

    YanıtlaSil