11 Şubat 2017 Cumartesi

AKILSIZ SOKRATES


Öykü kitaplarını kendimi bildim bileli severim. Adam akıllı okuduğum ilk öykü kitabını çok iyi hatırlıyorum. Bekir Yıldız'ın Reşo Ağa'sı. Edebiyata meraklı, eline geçirdiği her şeyi okuyan bir orta okul öğrencisiydim; tabi ki Ömer Seyfettin, Aziz Nesin ve daha bir çoklarını okumuştum. Ancak Reşo Ağa bambaşkaydı. Bilmediğim Güneydoğu coğrafyasına götürmüş, insanlarıyla tanıştırmıştı beni. Sarsılmıştım, başka bir dünyanın insanlarının acılarını içimde hissetmiştim.



İnsanın, yazar bir arkadaşının kitabını anlatması ne zormuş, yazımın başına oturunca anladım.
Sevgili Mehmet Fırat Pürselim'in ikinci öykü kitabı olan Akılsız Sokrates'ı anlatmak istiyorum sizlere dilim döndüğünce.
Ama önce,
Komşu olduğumuzu söylemeliyim Fırat beyle. Yıllarca aynı apartmanda oturduk, şimdi ise bir sokak ötedeyim; karşılaşırız ara sıra yolda, markette, konuşuruz uzun uzun. İlk öykü kitabı Hayat Apartımanı'nı heyecanla koşup aldım. Peşinden gelen romanı !Emanetimdeki Hayatlar ya da Acı Defteri'ni, İstiklal Caddesi'nden geçerken bir kitapçıda bulmuş, sonra da bir kafeye oturmuştum. İlk sayfadaki bir kaç satırı okur okumaz telefona sarıldım, hissettiklerimi söylemem gerekiyordu. Öyle kendimi bulmuştum ki o bir kaç satırda, gözlerimden yaşlar aka aka anlattım Fırat beye. Çok acı vardı bu kitapta, öyle böyle değil ve ben bu acıları kana kana içtim sanki okurken. Acıyı bile güzel anlatıyor çünkü Fırat bey, sade ve akıcı bir dili var.

Neyse konumuz Akılsız Sokrates.
Geçen haftaki Kütahya seyahati sırasında bitirdim kitabı. Geçtiğimiz kasım ayında, Kitap fuarında imzalatıp edinmiştim, epey zaman aldı okumak. Bir dolu sebebi var, öyküleri kitaptaki sıralarına göre okumamak (adetimdir), Bir öyküyü okuduktan sonra ara verip o öyküyü içimde saklayıp sindirmek, hazmetmek. Bu arada araya başka kitaplar sokmak. Tabi ki işlerim, yoğun çalışma tempom. (Bahanem de hazır)

İlk olarak Balık Atlası'nı okudum, öykünün geçtiği Karacaahmet mezarlığı ile neredeyse akrabayım çünkü ve merak ettim. Mezarlığın başındaki konteyner içinden çöp toplayan bir adamın hikayesi ne güzeldi.
Sonra Beyaz Gelinlik; üç bölümlü öyküyü okuyup bitirdikten sonra içim çekildi, kalbim acıdı. "Hâlâ" dedim. "Hâlâ devam ediyor bu acılar."
Tek Taş, Akılsız Sokrates, Artık Büyüdüm ve diğerleri... Bu öykülerin hepsinin karakterleri bir şekilde acılı, sancılı. Acıyı anlatıyor Fırat bey evet, ama çok güzel anlatıyor. Sanki içinde yaşıyor o karakterleri.
Yedi Martı öyküsünü Kütahya'daki otel odasında yatmadan önce okudum. Öyle sarsıcıydı ki dayanamayıp yazdım duygularımı.
Daima güler yüzlü, sempatik, hayata olumlu bakan Fırat bey nasıl oluyor da bunları yazabiliyordu? Hepimizin bir şekilde hayata katlanmak için çabası var. İçindeki zehri akıtarak yazmak da bunlardan biri tabi. Tembellerin şahı olan bendeniz, ara sıra da olsa yazdığımda müthiş rahatlıyorum. Okurken nasıl nefes aldığımı hissediyorsam, yazarken onun bin katı nefes alıyorum. Kuş gibi de hafifliyorum, sırtımdaki tonlarca yükü atmış hissediyorum.

İyi insan, iyi kalpli komşum Mehmet Fırat Pürselim; insanın, arkadaşının eseri hakkında yazması gerçekten çok zormuş.
Siz hep yazın, biz okuyalım olur mu?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder