TÜRKAN
Yağmurlu geçen bir haftadan sonra pazar günü hava hafif güneşli ve açık olunca dışarı çıkıp biraz dolaşayım dedim sabah. Kahvaltıdan sonra biraz ev işi yaptım ama birden dışarı çıkma isteğim söndü. Dün akşam kaynattığım kemiklerin suyundan ocağa bir ezogelin çorbası koyup film seyretmeye karar verdim. YouTube'da dolaşırken karşıma TÜRKAN filmi çıktı. Türkan Saylan'ın hayatının son zamanlarını anlatan ve ölümünden tam iki yıl sonra 19 Mayıs 2011 tarihinde vizyona giren bu filmi çok istemiş ama sinemada seyretmeye fırsat bulamamıştım. Büyük bir keyif ve merakla başladım.
Zaten duygusal bir insanımdır ama filmin ikinci yarısının neredeyse tamamında gözlerim doldu doluydu. Biterken ise eni konu ağladım.
Film eleştirmeni değilim, çok iyi veya çok kötü olmadıktan sonra da bir film hakkında olumlu olumsuz görüş bildirmem. Bu ülkenin büyük değerlerinden Türkan Saylan hocanın hayatını kitaplardan öğrendikten sonra bir de ekranda seyretmek beni çok etkiledi. "Allah'ım! Biz neler yaptık böyle değerli insanlara?" sözü çınladı dudaklarımdan, sessiz evin odalarına.
Türkan Saylan hocanın değerini ilk ne zaman anladım, onu ilk ne zaman fark ettim bilmiyorum ama 2004 yılında Ayşe Kulin'in Kardelenler kitabını okuduğumdaki şaşkın hayranlığımı bugün gibi hatırlıyorum. Turkcell ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin başlattığı Çağdaş Türkiye'nin Çağdaş Kızları eğitim projesini anlatıyor kitap. Anadolu'nun uzak yerlerinde zorluklar içinde okumaya çalışan kızlarla bire bir görüşmüş Ayşe Kulin ve bu kitabı yazmış.
Sonra bu projeye destek amacıyla Sezen Aksu bir konser turnesi organize etti ve ilk konser 10 Ağustos 2005 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesinde gerçekleşti. Ben de oradaydım arkadaşım Sibel'le. Tüyleri diken diken eden bir akşamdı bizim için. Türkan hoca henüz hayattaydı ve konserdeydi. Kardelenler kitabını okuduktan sonra bu konserde bulunmak, bu proje için yapılan şarkıları birlikte söylemek çok anlamlıydı. Konser bilet gelirleri projeye aktarılıyordu ve bizim de bir katkımız olmuştu böylece. Bu yazıyı yazarken bir yandan o albümü dinliyorum gözlerim yaşlı ve bir yandan o günkü heyecanımı duyuyorum yine.
Türkan Saylan'ı kaybettikten yaklaşık altı ay sonra Ayşe Kulin bu kez onun hayatını anlatan biyografik bir roman yazdı. Filmi seyrettikten sonra kitaplığımdan arayıp buldum ve önsözü okumaya başladım. Ayşe Kulin, hocayla bu proje başladığında tanıştığını ve dost olduklarını, hayatını yazmasını hocanın kendisinin istediğini söylüyor. Önce kabul etmek istememiş, çünkü bu konuda hem hocanın kendisinin hem başkalarının yazdığı biyografiler var, onlardan farklı bir şey yazamayacağını düşünmüş. Ancak isteği yerine getiremeyecek olmak da içine sinmediğinden yazmaya karar vermiş. Bu arada kitabın planlanan içeriğini değiştirecek mektuplar eline geçmiş Ayşe Kulin'in. Hocanın en yakın arkadaşı Gökşin Sanal on üç yaşından beri yazıştıkları mektupları vermiş yazara. Türkan Saylan'ın içinde yaşattığı çocuğu ve insani yanını ön plana çıkaran bu harika kitap çıkmış ortaya böylece.
İnternette film ve kitapla ilgili araştırma yaparken 2010 yılında bir de dizisi olduğunu öğrendim. Hiç denk gelmediğime şaşkınım. Zaten diziye de erken final yaptırılmış. Yorumlardan çok kaliteli bir dizi olduğunu öğrendim. Kaliteli işler nedense (!) ömürlü olmuyor bizim ülkede. Varsa yoksa ağalı, aşiretli, silahlı mafya dizileri... Toplum böyle istiyor deniyor değil mi? Hayır toplum böyle istemiyor, topluma dayatılıyor, empoze ediliyor maalesef. Off, bu konuda hiç yazıp çizmeyeyim, söyleyecek şeyim çok ve bunlar hiç de iyi değil. Topyekûn cehalete sürüklenen bir toplum oluyoruz ve benim çok canım yanıyor bu duruma.
TÜRKAN SAYLAN
Türk tıp doktoru, akademisyen, yazar, aktivist ve insan hakları savunucusudur.
Cüzzamın araştırılması ve tedavisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanındı; uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı'nda görev yaptı. Türkiye'de cüzzam ile mücadelede öncü rol üstlendi; Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin kurulmasına öncülük etti ve Dünya Sağlık Örgütü ile ortak projeler yürüttü. 1989'da kurucuları arasında yer aldığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin (ÇYDD) başkanlığını üstlenerek özellikle kız çocuklarının eğitimine ve toplumsal yaşamda eşit koşullarda yer almasına yönelik projeler geliştirdi. Eğitimde fırsat eşitliğini savundu, laiklik ve kadın hakları konularında kamuoyunda etkin bir figür oldu.
Çalışmaları nedeniyle birçok ulusal ve uluslararası ödüle layık görülen Saylan, yaşamının son yıllarında kansere karşı mücadele etti ve 2009'da vefatına kadar ÇYDD başkanlığını sürdürdü. Ölümünün ardından adına çeşitli anma etkinlikleri düzenlendi ve eğitim alanında projeler hayata geçirildi.






Yorumlar
Yorum Gönder