YERİNDE OTURMA

Eskiden çarşamba günleri öğleden sonra işyerimden izin alır İstanbul'u gezerdim. Bir aylık yıllık iznimin bir haftasını böyle tamamlardım. Ne çok yer gördüm, öğrendim bu sayede. 

Geçenlerde bir gün de gene böyle bir şey yapayım dedim. Her türlü gündemden, hızdan uzak yavaş yavaş dolaşmak, daha önce hiç girmediğim bir kahvede bir demli çay, bir sade Türk kahvesi içmek kim bilir ne güzel olurdu? Öyle de oldu, ne iyi ettim de attım kendimi sokağa. 

Üsküdar'dan Marmaray'la Sirkeci'ye, oradan Eminönü'ne geçtim. Sirkeci Garı yenileniyor, çıkışın yerini değiştirmişler, bakalım nasıl olacak bitince. İnşallah geçmişte birçok tarihi binada olduğu gibi olmaz da tam aslına uygun güçlü bir bina yapılır. 

Tahtakale'den alınacak bazı ihtiyaçlar da vardı. Ama önce Gala Kokoreçe gidip karnımı doyurmalıydım. Gala Kokoreç dükkanlarının en iyisi burası, hem lezzet hem de fiyat bakımından. Yemeğimi yedikten sonra kahve içecek bir yer aramaya başladım. Caddenin karşı sırasında İstanbul Ticaret Üniversitesi'ni görünce aklıma geçen sonbaharda bilirkişi yenileme eğitiminde kahve içtiğim yer geldi. Ama aynı yere gitmekten vaz geçip hemen arkasındaki Kıble Çeşmesi Caddesi'ne saptım. Ne kadar da güzel bir yere geldim diye düşünürken daha önce buradan geçtiğimi hatırladım. Evet, yukarılardan, Süleymaniye Mercan civarından dönüşlerden birinde buraya inmiştim. Ama o gün hızla geçip gittiğimden fark etmemiştim bütün bu güzellikleri. 

Neydi bu güzellikler? 

Meselâ kahve içtiğim dükkan. Kafe değil, kahve değil, ufak bir çay ocağı. Tam eski İstanbul çay kahve dükkanı. İçeride birkaç masa var ve duvarlarda enteresan yazılar. Sahibinin oldukça nev-i şahsına münhasır olduğu bu yazılardan belli oluyor. Pek de konuşkan değildi açıkçası, biraz konuşkan olsa belki daha fazla bilgi alırdım ondan. Dışarıda iki yanında sandalye olan küçük bir masa var ve pencere camında bu masa için çay servisi yapılmadığı kahve masası olduğu yazıyor. Kahvemi o masada içtikten sonra içeriye girip duvarlardaki yazı ve fotoğraflara baktım. Çıkıp yürümeye devam edince aynı yönde yani caddenin solunda biraz ileride Tarihi Küçükpazar Fırını çıktı karşıma. Fırın da belki tarihi ama bulunduğu bina gerçekten tarihi. Cephesindeki kitabede Ya-Fettâh yazıyor. Osmanlı'da ticarethanelerin girişine bereket getirmesi için konurmuş. Özellikle fırın esnafının bereket sembolüymüş. Üzerindeki tarih Hicri 1313 Miladi 1895-96 yani Padişah II.Abdülhamid dönemi. Vitrinde, Üsküdar'da günlerdir aradığım Eyüp halkalarını görünce dayanamadım girdim içeri ve iki paket aldım. Geçen hafta işyerime giderken yolumun üstündeki fırına sordum bu Eyüp halkalarını. Anlamadılar ne demek istediğimi, Rize halkası mı, Ankara simidi mi diye sorunca, "Allah Allah, İstanbul'da yaşayıp da halkayı bilmeyen olur mu?" dedim. Biz zaten İstanbullu değiliz demezler mi? Adıyamanlılarmış. Güldüm tabi ama, size göstereceğim dedim, açtım Google amcanın görsellerini telefondan, sordum. Hemen çıktı ve gösterdim, "Aaa, demek buymuş, öğrenmiş olduk." dediler. Sonraki günlerde birkaç fırına daha sordum bulamadım. Bir amca vardı elindeki sepette satardı, epeydir göremiyorum onu. 

Yürümeye devam. Bu sefer bir şekerci dükkanı, diğerleri gibi bu da tarihi. 1865 yazıyor tabelasında. Çalışan genç çok ilgili davrandı; renk renk, çeşit çeşit akide şekerlerinden tattım, inanılmaz lezzetlilerdi. Hele limonlu olan, resmen damağımdan gitmedi tadı uzun süre. Bir de zencefil ve tarçınlı olan vardı. Şeker ve tatlıya hiç düşkün olmamama rağmen biraz ondan biraz bundan derken epey aldım. 

Sağlı sollu sıra sıra dükkanları dolaşırken Osmanlı döneminden bir han çıktı karşıma. Girerken kapısının üstüne baktım, Ali Paşa Hanı yazıyordu. Sadece çay ocağı çalışan boş bir han. Küçük bir avlu etrafına dizilmiş dükkanlarda bir zamanlar çeşitli sektörlerden esnaf ticaret yaparmış. Üst katları da var ve şimdi hepsi boş. Avlusundan yukarı katlara bakarken kendimi geçmiş zamanların içinde hissettim.  Eve gelip han hakkında araştırma yaparken bulduğum sonuç ise çok şaşırttı beni. Meğer burasının avluya bakan iç dükkanlarının mülkiyeti, çay ocağı hariç tiyatro oyuncusu Genco Erkal'ın ailesine aitmiş. Dedelerinden kalmış.  Hanın bir de dış dükkanları yani Haliç yönüne bakan  cephede yer alan dükkanları var, onların mülkiyeti başkalarına aitmiş. Ve Genco Erkal Dostlar Tiyatrosu'nun bazı oyunlarını burada sahnelemiş. Amacı kalıcı bir sahne yapmakmış ama ailevi nedenlerden dolayı gerçekleşememiş. Yaa, işte böyle, yerinde oturmakla gezmenin ne kadar farkı var. 

Artık dönüşe geçme zamanıydı, Tahtakale, Mısır Çarşısı alışverişlerimi de yaptıktan sonra bu sefer vapur keyfi olsun dedim. Üsküdar'a vapurla dönmek her zaman keyifli.
























   

Yorumlar

Popüler Yayınlar